Cumartesi

Bana Bir Dakika Verin-Yılmaz Parlar

  

Enstalasyonu Dansın Sınırlarını Nasıl Aşıyor?

Özgürlüğün Bedendeki Sureti

Dans, insan bedeninin taşıdığı kimliği ve hikâyeyi zamanın dışına çıkararak görünür kılabilir mi?
Doria Belanger ile Benttt’nin “Bana Bir Dakika Verin” projesi, tam da bu soruya radikal bir yanıt sunuyor.

Özgürlük, bedenin kendi ritminde saklıdır.

Bir dakikaya sığan hareket, her dansçının kendine özgü iç sesini, kültürünü, hafızasını ve kimliğini aralayıp ortaya çıkarıyor.

Zamanın kaldırıldığı bu deneyimde özgür dansçılık, bireyin kendi bedenine ait olma hakkını, ifade özgürlüğünü ve sınır tanımayan bir yaratıcı evreni temsil ediyor. Mekân, zaman ve kimlik birbirine karışıyor; beden ise birer “özgürlük manifestosu” hâline geliyor.

Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton’un Katılımıyla

If Istanbul'da Unutulmaz Bir Gece
Dorıa Belanger & Benttt’den “Bana Bir Dakika Verin”

Zaman, Beden ve Hareketle Yazılan Bir Dijital Şiir

20 Ocak 2026 Cuma akşamı Institut Français İstanbul Sergi Salonu, uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir dijital-dans enstalasyonuna ev sahipliği yaptı. Küratörlüğünü Doria Bélanger’in yaptığı, teknolojik yaratımını ise Benttt kolektifinin üstlendiği “Bana Bir Dakika Verin ” projesi, mekânı ışık, hareket ve dijital bedenlerle adeta yeniden kurguladı.

Bir dakikalık dans portrelerinden oluşan ve bugün dokuz ülkeyi kapsayan uluslararası bir koleksiyon hâline gelen proje, izleyiciye zamanın akışını izlemek yerine onu hissetmeyi öneren büyüleyici bir atmosfer sundu.

Her Beden Bir Hikâye, Her Hareket Bir Kimlik

Belanger’in nötr bir ortamda tek plan çektiği videolarda beden, tek ve en güçlü ifade aracına dönüşüyor.
Bir dakikalık süre ise yoğunlaştırılmış bir özgürlük alanı yaratıyor:

Jestlerin tekrarı kimliğin derin katmanlarını ortaya çıkarıyor.

Zaman kaldırıldığında her dansçı kendi hikâyesinin ritmine kavuşuyor.

Farklı ülkelerden gelen dansçılar, görünmez bir hatla birbirlerine bağlanıyor.

Bu serginin Türkiye ayağında Halil İbrahim Aygun, Ece Çamlı, Mustafa Kaplan, Melih Kıraç, Serap Meriç, Canan Yücel Pekiçten, Leyla Postalcıoğlu, Kamola Rashidova ve Yunus Emre Şahin gibi çağdaş dansın önemli isimleri yer aldı.
Portreler, hem Türkiye çağdaş koreografi sahnesinin dinamizmini hem de evrensel dans dilinin eşsiz çoğulluğunu gözler önüne serdi.

Başkonsolos Nadıa Fanton’dan Özel Açılış Konuşması

Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton, açılış konuşmasında projenin kültürel önemine değindi:

“Her bir dansçı, dünyada var olmanın bambaşka bir bütünlüğünü gösteriyor.
Türkiye’den katılan sanatçılarla bu koleksiyon daha da zenginleşti.
Bu proje, çağdaş sanatın kalbinde yer alan çeşitliliği ve yaratıcılığı güçlü bir şekilde görünür kılıyor.”

Fanton, serginin İzmir’de de sunulacağını belirterek Türkiye’deki kültür ve sanat hareketliliğine katkıda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti vurguladı.

DORIA BÉLANGER, “Bedenin içinden doğan hareket, kimliğin kapısını açıyor.”

Sanatçı, projeyi ilk kez 2015’te tasarladığını belirterek şöyle konuştu:

“Amacım, bedenin içinden doğan hareketi yakalamak ve ona alan açmaktı.
Bu proje farklı bedenlerin, kültürlerin ve hikâyelerin nasıl bir arada var olabileceğini gösteriyor.
Gece, özgürlük ve sınırsızlık demektir; aynı dakika içinde bile artık sınırlar yok.”

Belanger, Türk dansçılarla çalışmanın projenin evrensel boyutunu güçlendirdiğini ifade etti.

Çizer Benttt, Hareketten Doğan Çizgiler

Videolardan aldığı anlık duruşları çizgisel forma taşıyarak hareketin enerjisini kâğıda aktarıyor.
Çizimler, bedenin dijital izini fiziksel bir “hareket belleği”ne dönüştürüyor.
Böylece dans, ekrandan çıkarak mekânda yeni bir boyuta geçiyor.

Dorıa Bélanger İle Özel Röportaj

Her Bir Dansçıya Kendini Anlatabileceği Bir Alan Vermek İstedim

Belanger, proje fikrinin kökenini şöyle açıkladı:

Dansçıları görünür kılma arzusu

“Dansçıların aynı anda birçok kişiye mal olması beni hep düşündürmüştü.
Onları gerçekten tanıyabilecekleri, kendilerini gösterebilecekleri bir alan yaratmak istedim.”

Tek ortak kural: Bir hareketin birikimi

“Tüm dansçılar için ortak bir öneri vardı:
Bir hareketi tekrar et, ona yoğunlaş, içinden gelen ritmi serbest bırak.
Tekrar, kimliğin en içteki katmanlarını ortaya çıkarıyor.”

Beden içinden doğan kimlik

“Bir dansçıyı keşfetmek, aslında onun düşünme ve var olma biçimine temas etmektir.”

Sınırları kaldıran gece

“Gece, özgürlük demektir.
‘Bana bir dakika ver’ dedim ama o bir dakika içinde bile artık hiçbir sınır yok.”

Bitmeyen bir proje

“Yeni ülkeler, yeni bedenler, yeni kimlikler…
Bu koleksiyon dünyanın hareket haritası olmaya doğru gidiyor.”

Enstalasyonun Sanatsal Önemi

Bu proje yalnızca bir dans çalışması değil;
kimlik, beden, zaman, hafıza ve özgürlük üzerine çok katmanlı bir sanat araştırması.

Dansın dijital teknolojiyle birleştiği yeni bir anlatım dili kuruyor.

Kültürler arası diyaloğu hareket üzerinden görünür kılıyor.

Bedenin bireysel ifadesini kolektif bir hafızaya dönüştürüyor.

Küresel çağdaş dans sahnesinin en özgün projelerinden biri olarak kayda geçiyor.

Sergi Tarihleri

30 Ocak 2026 – 15 Mart 2026
Institut Français İstanbul – Sergi Salonu
Ziyaret günleri: Pazartesi–Cumartesi / 10:00–18:00

yilmazparlar@yahoo.com

Perşembe

Hayata Değer Katanlar Ödülü-Yılmaz Parlar

  

Hayata Değer Katanlar Ödülü

AREL Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Uğur Özgöker, Oxford Üniversitesi’nde Düzenlenen Zirvede “Hayata Değer Katanlar Ödülü”nü Aldı



Oxford Üniversitesi kampüsünde, Lob-in International ve DMW Uluslararası Diplomatlar Birliği iş birliğiyle “Hayata Değer Katanlar Zirvesi”nin ikincisi gerçekleştirildi. Zirveye siyaset, diplomasi, akademi, iş dünyası ve medya temsilcileri katıldı. Zirvenin ana gündeminde Kıbrıs meselesinin tarihsel arka planıgüncel diplomatik gelişmeler ve geleceğe yönelik siyasi, ekonomik ve toplumsal perspektifler vardı.

Zirvenin moderasyonunu Prof. Dr. Uğur Özgöker üstlendi.

Zirve sırasında kendisine Hayata Değer Katanlar Ödülü verildi.

Katılımcılar

Zirvede konuşan ve etkinlikte yer alan önemli isimler arasında şunlar bulunuyordu:

KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar,

Girne Amerikan Üniversitesi Kurucusu & Demokrat Parti Milletvekili Serhat Akpınar,

Uluslararası Diplomatlar Birliği Başkanvekili Halil Sert,

İstanbul Milletvekili Av. Serkan Bayram,

Oxford Üniversitesi Doç. Dr. Emir Özeren,

Medya ve iş dünyasından temsilciler.

Konuşmalarda özellikle Kıbrıs meselesinde barış ve istikrar, uluslararası ilişkilerde sürdürülebilir çözümler ve gelecek vizyonu üzerinde duruldu.



Prof. Dr. Uğur Özgöker’in Konuşmasından Bazı Vurgular

Oxford’un böylesine nitelikli bir organizasyona ev sahipliği yapmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“39 yıllık birikimin zirvesinin yaşandığını” söyledi ve çalışmaların vizyoner liderliğiyle Fahri Ustaoğlu’na atıf yaptı.

Türkiye’de tüketici ve kalite bilincinin gelişimine dikkat çekti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası arenada görünürlüğüne ve tanınırlığına vurgu yaptı ve bunun artacağına dair görüş belirtti “İki devletli çözüm” paradigmasının uluslararası zeminde yerleştiğini ifade etti.

Ödül Hakkında

Zirvede Prof. Dr. Özgöker dahil olmak üzere birçok isim, “Hayata Değer Katanlar” ödülleri ile onurlandırıldı. Bu ödüller, çeşitli akademik, diplomatik ve sosyo-kültürel başarıları temsil eden geniş bir yelpazede dağıtıldı. 

yilmazparlar@yahoo.com

Cuma

Özbekistan, Orta Asya’nın Yeni Enerji Üssü Olma Yolunda-Yılmaz Parlar

 

Özbekistan, Orta Asya’nın Yeni Enerji Üssü Olma Yolunda

42 Dev Tesis Hizmete Girdi, 21 Proje Başladı

Özbekistan, enerji alanında tarihî bir dönüşüme imza attı. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in katılımıyla gerçekleştirilen dev törenle 42 yeni enerji ve altyapı tesisi hizmete alındı21 yeni büyük ölçekli proje için ise resmi başlangıç verildi. Toplam yatırım tutarı 11 milyar doları bulurken, ülke enerji sisteminde yeni bir dönem resmen başladı.

“Barqaror energetika – Yangi O‘zbekistonning kelajak sari ishonchli qadami” — Geleceğe Güvenli Enerji Adımı

Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, konferansta yaptığı konuşmada sürdürülebilir kalkınmanın merkezine yenilenebilir enerji güvenliğini koyduklarını belirterek şu mesajı verdi:

“Bugün attığımız adımlar, modern ve sürdürülebilir bir enerji sisteminin temelini oluşturuyor.”

Mirziyoyev, enerji sektörü için bugüne kadar 35 milyar dolar yatırım çekildiğini9.000 MW yeni kapasitenin sisteme kazandırıldığını ve yenilenebilir enerjinin payının %30’a yükseldiğini açıkladı.



3.500 MW’lık Yeni Temiz Enerji Kapasitesi

Karakalpakistan, Buhara, Kaşkaderya ve Taşkent’te toplam 16 güneş, rüzgâr, hidro ve termik santral devreye alındı. Bu santraller tam kapasiteye ulaştığında yıllık 15 milyar kWh elektrik üretecek.

Ayrıca, yoğun tüketim saatlerinde şebekeyi destekleyecek 1.245 MW kapasiteli enerji depolama sistemleriyle yıllık 1,5 milyar kWh ek enerji temini mümkün olacak.



Yeşil Enerji Hedefi Yükseliyor: 2025 ve 2030 Vizyonu

Yeni projelerle birlikte:

7 milyar m³ doğal gaz tasarrufu sağlanacak

11 milyon ton karbon emisyonu azaltılacak

2025’te yenilenebilir enerji üretimi 23 milyar kWh’e çıkacak

Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, 2030 yılına kadar 17.000 MW ek yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşmayı hedeflediklerini açıkladı. Önümüzdeki 5 yılda 150 milyar doların üzerinde yatırım çekilmesi planlanıyor. Yeşil enerjinin toplam enerji içindeki payı ise %54’e yükselecek.



Yerel Sanayide Büyük Sıçrama

Yeni enerji stratejisinin önemli bir ayağını da yerli üretim oluşturuyor:

Angren Energo, yılda 15.000 trafo üretecek.

Uzhydropower, yılda 155 hidro-agregat üretimiyle bölgesel tedarik zincirinin güçlü bir parçası olacak.

Enerjide Uluslararası İşbirliği Güçleniyor

Törene Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan ve BAE enerji bakanları ile Dünya Bankı, ADB, EBRD, IsDB gibi uluslararası kuruluşlar katıldı.

Özbekistan:

Kırgızistan ve Kazakistan ile Kambar-Ata GES-1 projesini ilerletiyor,

Azerbaycan ve Kazakistan ile Avrupa’ya uzanan “Yeşil Enerji Koridoru” üzerinde çalışıyor,

Türkiye’nin Aksa Elektrik şirketiyle Semerkant’ta elektrik dağıtımını özel sektöre devrederek bölgesel işbirliğini derinleştiriyor.



Yeni Özbekistan’ın Enerji Vizyonu

Mirziyoyev, ülkenin yalnızca iç enerji güvenliğini güçlendirmeyi değil, aynı zamanda Orta Asya’nın enerji ihracat merkezi olmayı hedeflediğini vurguladı. Modern iletim hatları, özel sektör ortaklıkları, düşük gelirli ailelere yönelik güneş enerjisi desteği ve karbon kredisi mekanizması, bu vizyonun temel taşları arasında yer alıyor.

yilmazparlar@yahoo.com

Pazar

Parıltı Derneği’nden Görme Engellilere-Yılmaz Parlar

  

Bir Işık Yak, Bir Geleceğe Dokun

Müziğin Işığıyla Umut” Akatlar’da Parladı Müziğin Işığıyla Yarınlara Umut Oldular

Yardımseverliğin, sanatın ve insanlığın kalbinde yankılanan bir geceydi… Müziğin iyilikle buluştuğu, yardımseverliğin en yüce haline sahne oldu.

Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği, 10 Ekim 2025 Cuma akşamı Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Müziğin Işığıyla Umut” adlı konserle, görme engelli çocukların hayatına dokunan bir mucizeye daha imza attı.

Bir ışık yakmak, bir kalbe dokunmaktır. O ışıkları yakmak için sanatın, dayanışmanın ve yüreklerin bir araya geldiği unutulmaz bir akşamdı.

“Müziğin Işığıyla Umut” temalı bağış konseri, sadece bir etkinlik değil, bir yaşam dersi, bir dayanışma manifestosuydu

Bu özel etkinliğin mimarı, toplum yararına yürüttüğü sayısız proje ile tanınan, turizmci iş insanı, SKAL İstanbul Kulübü üyesi, Fenerbahçe Rotary Kulübü Toplumsal Hizmetler Komite Başkanı Hülya Vurgun Şahbaz oldu. Şahbaz, yine her zamanki zarafeti, duyarlılığı ve özverisiyle gönüllere dokunmayı başardı.

Hülya Vurgun Şahbaz, İyiliğin Sessiz Kahramanı

Her yardımda, her toplumsal adımda onun adı geçiyor… Onun incelikli dokunuşu, özverili çalışmaları ve her daim yardıma koşan yüreği, bu gecenin temel taşı oldu. Kendisi, toplumsal hizmet denince akla gelen ilk isimlerden; gönüllülüğü ve yardımseverliğiyle hepimize ilham veren, iyiliğin gerçek bir temsilcisi.
Hülya Vurgun Şahbaz, yalnızca organizasyonun değil, gecenin kalbinin de mimarıydı. İnsanlara dokunmanın, yardım etmenin bir yaşam biçimi olduğuna inanan Şahbaz, bu geceyle bir kez daha umutla parlayan yüzlerin sebebi oldu.

Toplum hizmetinde gösterdiği fedakârlık, bir annenin şefkatiyle birleştirdiği duyarlılık; onu bir “yardım meleği” olarak tanımlamakta yetersiz kalıyor.

Ömer Topçu, Sanatıyla Ruhlara Işık Yakan Ses

Gecede sahne alan Geceye renk katan, enerjisi ve samimi performansıyla herkesi büyüleyen Ömer Topçu, sahnede adeta bir güneş gibi doğdu
Hülya Vurgun Şahbaz’ın “manevi evladı” olarak gördüğü Topçu, müziğin enerjisini, sevgiyi ve moral gücünü sahneye taşıdı. Sahnedeki coşkusu, hayat dolu enerjisi ve birbirinden güzel yorumladığı şarkılarıyla sadece kulaklara değil, kalplere de hitap etti.


Sesiyle, coşkusuyla, izleyicilere kattığı pozitif enerjiyle yalnızca eğlendirmedi; umut aşıladı. Her şarkısı, görmeyen çocukların geleceğine uzanan bir el gibiydi.
Onun sesi, sadece notalarda değil; kalplerde yankılandı. Ömer Topçu, sanatını bir sevgi köprüsüne dönüştürerek, görme engelli çocuklarımızın geleceği için adeta bir umut şarkısı söyledi. Onun performansı, sanatın iyilik için nasıl kullanılabileceğinin en güzel örneğiydi.

İyiliğin Gücüyle Buluşanlar

Geceye; iş, sanat, turizm ve medya dünyasından çok sayıda değerli isim katıldı.
SKAL İstanbul Kulübü Başkanı Selma Tatar, Uluslararası SKAL Dernekler Federasyonu (USDF) üyesi Ayşe Önen, iş insanı, modacı ve sinema oyuncusu Emel Yıldırım gibi birçok yardımsever, geceye destek verdi.
Kimi bilet alıp gelemese de, katkılarıyla bu ışığın bir parçası oldular.

Dünya turizm profesyonellerinin oluşturduğu, dostluk ve barış köprüleri kuran en eski uluslararası sivil toplum kuruluşlarından biri olarak SKAL ve SKAL İstanbul Kulübü Başkanı Selma Tatar, Uluslararası SKAL Dernekler Federasyonu (USDF) üyesi Ayşe Önen, gibi  başarılı isimleri konsere gelerek arkadaşları iyilik meleği SKAL İstanbul Kulübü üyesi Hülya Vurgun Şahbaz’ı yalnız bırakmadılar.

“Müziğin Işığıyla Umut” – Sanatın Kalbinde Dayanışma

Parıltı Derneği Başkanı Prof. Dr. Hale Bacakoğlu’nun da vurguladığı gibi, “Bir ışık yak, bir geleceğe dokun” felsefesiyle hareket eden dernek, erken eğitimin ve kaynaştırmanın önemine dikkat çekti. Görme engelli çocukların, gören akranlarıyla aynı ortamda bulunmalarının, onların hayata tutunmalarında ne denli kritik olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Parıltı Derneği Başkanı Prof. Dr. Hale Bacakoğlu, konuşmasında “Her çocuğun kendi ışığıyla parlayabileceğine inanıyoruz” diyerek salondaki herkesi derinden etkiledi.
Bu konserle yalnızca bir akşam değil, yüzlerce çocuğun geleceği aydınlatıldı.

Konserin tüm geliri, Parıltı Derneği’nin görme engelli çocuklara yönelik eğitim, sanat ve sosyal gelişim projelerine aktarıldı.
Bu destek, çocukların erken yaşta eğitimle buluşmasını, topluma eşit katılımını ve bağımsız bir yaşam kurmalarını hedefliyor.

Parıltı Derneği, Görmeyen Gözlere Umut, Topluma Farkındalık

2003 yılında kurulan Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği, Türkiye’de görme engelli çocuklara yönelik ilk ve tek sivil toplum kuruluşu.
Bugüne kadar 3000’den fazla çocuğun hayatına dokunan dernek, bebeklikten eğitim hayatının sonuna kadar her çocuğun yanında yer alıyor.

Bu özel gece, derneğin misyonunu bir kez daha hatırlattı:

“Bir ışık yak, bir geleceğe dokun.”

Yardım Etmek, İnsanlığın En Parlak Yüzüdür

Bir çocuğun geleceğine dokunmak, bir insanın kaderine yön vermek gibidir.
Bu konser, yalnızca notaların birleştiği bir sanat akşamı değil; vicdanın, duyarlılığın ve sevginin senfonisiydi.

Hülya Vurgun Şahbaz gibi insanlar, iyiliği görünür kılarak karanlığa ışık taşıyorlar.
Ömer Topçu gibi sanatçılar, müziği bir araç değil; bir umut dili haline getiriyorlar.
Ve Parıltı Derneği, her bir çocuğun kendi ışığıyla parlayabileceğini bir kez daha kanıtlıyor.

Bir Işık Yak, Bir Kalbe Dokun

Bu dünya, yardımsever insanların kalbinde dönüyor.
Karanlıkları aydınlatan, yalnızlığa el uzatan, umudu çoğaltan herkes; insanlığın en güzel yüzünü temsil ediyor.

İşte böyle anlamlı bir gece daha gösterdi ki; yardım etmek, sadece maddi bir destek değil, bir insanın hayatına dokunabilmektir. Görme engelli bir çocuğun eğitimine, bir ailenin yüzünün gülmesine vesile olmaktır. Bu gece, Hülya Vurgun Şahbaz’ın öncülüğünde, Ömer Topçu’nun sanatıyla ve tüm katılımcıların yürekleriyle, iyiliğin ışığını bir kez daha yaktı.

Unutmayalım;
Bir çocuğun geleceğine ışık olmak, sadece onun değil; hepimizin yolunu aydınlatır.
Ve bazen, en büyük devrim bir iyilikle başlar

Unutmayalım; bir ışık, karanlığı aydınlatmaya yeter. Ve bu gece, o ışığın yandığı, yarınlara umut olduğu bir geceydi.

yilmazparlar@yahoo.com

Cumartesi

Dorsay’lar Damgasını Vurdu-Yılmaz Parlar

  

Sanatın Zirve Gecesi

Yeni Tiyatro & Yeni Sinema Ödülleri’nde Ustalara Alkış Yağmuru

Mecidiyeköy Torun Center Büyük Sahne, 20 Haziran 2025 Cuma gecesi...
Sanat dünyasının kalbi, tiyatro ve sinemanın emekçilerini onurlandırmak üzere bu özel gecede attı.

12. Uluslararası Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri ile Yeni Sinema Dergisi'nin ilk kez ortaklaşa düzenlediği bu prestijli organizasyon, bir nevi sanatın bayramı oldu.

Geceye Damgayı Vuranlar, Dorsay’lar
Usta sinema eleştirmeni, yazar ve kültür insanı Atilla Dorsay, 50 yılı aşkın sanat yolculuğunun simgesi olarak "Onur Ödülü"ne layık görüldü.
Eşi, kültür destekçisi Leman Dorsay ise "Sanata Katkı Ödülü" ile takdir edildi.
İkili, yalnızca birbirlerine değil, Türkiye’de sanatın hafızasına ve ruhuna verdikleri katkıyla alkış yağmuruna tutuldu.

Atilla Dorsay, sadece bir eleştirmen değil; sinemanın vicdanı, belleği, zarafeti ve duruşudur. Her satırıyla yeni bir bakış açısı kazandıran, yıllar boyu kuşaklara ışık tutan bu büyük duayeni ayakta alkışlamak yetmez. Eşi Leman Dorsay ise onun yanında değil, daima onunla birlikte sanata gönül vermiş gerçek bir kültür neferi…

Emekle Gelen Zafer, Gülenay Börekçi & Özgür Kalyoncu
“Emek Ödülleri”nin bu yılki sahipleri, tiyatro alanında yıllardır fikirleri ve üretimleriyle katkı sunan Gülenay Börekçi ile Özgür Kalyoncu oldu.

Her iki isim de sahnelerin arka planındaki görünmez kahramanlardan… Onlara verilen ödüller, sadece bireysel başarılarının değil, sanatın mutfağındaki emeğin de değer gördüğünün göstergesiydi.

 “Sahne sadece oyuncularla değil, perde arkasındaki fikirle, sözle, yazıyla, araştırmayla ayakta durur. Börekçi ve Kalyoncu’nun katkıları bu yapının temel taşlarıdır.”

Gecenin Sahnesinde Duygular Vardı


Sunucular Korhan Abay ve Arzu Yanardağ gecenin ruhunu ustalıkla taşıdı. Korhan Abay’ın şiirsel sunumu, izleyicileri adeta duygusal bir yolculuğa çıkardı.
Sahneye davet edilen isimler arasında Halil ErgünDemet EvgarAyşen İnciTilbe SaranCansu TopçuKerem AkçaSeray Şahinler gibi birbirinden değerli sanatçılar vardı.

Gecenin müziksel nefesi ise usta piyanist Tuluğ Tırpan’dan geldi. Mini konseri, sanatın evrensel duygusunu yansıttı.

Jüri Başkanı Erbil Göktaş,

“Kaosun ve karanlığın içinde sanat bir kandildir. Bu ödüller yalnızca başarıyı değil, karanlığa inat direnen ışığı da onurlandırır.”

Yayın Yönetmeni Sayım Çınar’dan,

“Yeni Tiyatro Dergisi 20 yaşında, bu yıl sinema ile buluştu. Artık daha güçlü bir sahnemiz var.”

Ustalıkla Geçmiş Bir Ömür, Atilla Dorsay’dan Alçakgönüllü Teşekkür:

“Emek benim için en kıymetli şeydir. Üretmeye devam ediyorum çünkü seviyorum. Mimarlığı da, müziği de, sinemayı da…”

Leman Dorsay’dan Etkileyici Vurgu,

“Kadınların yaşam yolculuğunda ışık olmak istiyorum. Kültürle, sanatla, dayanışmayla…”

Sanatın Onur, Emek ve Umutla Buluştuğu Gecede Birlik Mesajı
Bu ödüller sadece birer plaket değil. Bir neslin emeği, bir kuşağın direnci ve sanatın geleceğine duyulan inancın belgesi.

Sanat bir direniştir. Bu gece ise o direnişin ne kadar zarif, tutkulu ve kalıcı olduğunu gösterdi. Dorsay’larla taçlanan bir ödül töreni, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de ilhamı oldu.

yilmazparlar@yahoo.com

Pazartesi

ŞATTAFAT-Yılmaz Parlar

  

Sanatın Göz Kamaştıran Çığlığı

ŞATTAFAT” Sergisi Azarnegari Art House’da Büyüledi

Sanat, yüzeyin ardında saklanan hakikatleri cesurca anlatabildiğinde gerçek anlamını bulur. “ŞATTAFAT” sergisi tam da bunu yaptı: Estetiği bir sığınak değil, bir uyanış aracı olarak kullanarak izleyicisini hayranlıkla sarstı.

Azarnegari sanatını dünyaya kazandıran efsanevi sanatçı Ahad Saadi’nin kurucusu olduğu Azarnegari Art House, etkileyici bir sanat etkinliğine daha ev sahipliği yaptı.

Azarnegari Art House, Sanat Merkezi direktörü Handan Oksal gelen misafirlerle ayrı ayrı ilgilendi.

Sanatçı Ayça Şen’in dört yıldır sürdürdüğü “Yeteneksizler için Resim Atölyesi”nin altıncı sergisi olan “ŞATTAFAT”, izleyiciye yalnızca sanat değil; estetik, kültür, politika ve toplumsal cinsiyet üzerine derin bir sorgulama sundu.

Kadın Bedeninin Sessiz Çığlığı ve Görünürlüğün Ekonomisi

Sergi, özellikle kadın bedeni üzerinden şekillenen toplumsal beklentileri, görsel normları ve muhafazakâr estetiği sarsıcı biçimde gözler önüne serdi. Muhafazakârlığın ve tüketim kültürünün iç dünyamıza nasıl sızdığına dair çarpıcı bir sorgulama sunan sergi, sadece estetik değil, aynı zamanda bir zihinsel devrim teklif etti.

Kadın bedeni, gündelik jestler, arzular ve estetik normlarla örülü bir koreografi içinde sunulurken, sanatçılar “kadın” kimliğinin sistem tarafından yeniden tanımlanma çabasını teşhir etti. “Görev yalnızca görünmek değil; göze uygun görünmek, estetikle rıza üretmek” fikri, serginin ana eksenini oluşturdu.

Dolay Özdinç Göğüş’ten Unutulmaz Performans: ‘Ortadoğu Yine Yanıyor’

Serginin en dikkat çekici anlarından biri, Dolay Özdinç Göğüş’ün yuvarlak halı üzerinde gerçekleştirdiği performans oldu.

Oryantal ezgilerin eşlik ettiği bu anlatı, sadece bir dans değil; ideolojik ortaklıklara ait arzuların ve coğrafyanın kadın bedeni üzerinden yazdığı kaderin sembolik temsiliydi. Göğüş’ün ifadesiyle:

“Ortadoğu yine yanıyor. Sahnedeki figür hâlâ aynı: Birileri birileri üzerinden insanlık suçlarını, nefret şartlarını intikam ateşiyle aklileştirmeye çalışıyor.”

Bu performans, kadının sesi bastırılmış, bedeni gözetim altına alınmış dünyasında aslında söylenemeyenlerin çığlığıydı. Yüzeyde şatafat, derinde çöküştü.

Kolektif Anlatının Gücü: Doğa, Döngü, Kadın ve Zaman

Angelina Zeynep Trupia, Neslihan Hüsna, Sürayya Kurt gibi sanatçılar; doğa, zaman ve kadının dişil yaratım gücü üzerine kurulu eserleriyle dikkat çekti. Bu eserlerde doğa ve kadının birlikte döngüsel bir bütünlük oluşturduğu, bereket ve doğurganlık sembolleriyle derin bir bağ kurulduğu görüldü.

Şatafat burada yalnızca maddi ihtişamı değil, yaşamın göz kamaştırıcı karmaşasını da temsil eden bir metafora dönüştü.

Ahad Saadi’den Barış Çağrısı ve Kültürel Güç Vurgusu

Açılış konuşmasında Ahad Saadi, sanatın evrensel diliyle barışı yüceltirken, İran kültürünün kadim gücüne de vurgu yaptı.

“Sanat, barışın en güçlü taşıyıcısıdır. Azarnegari sanatıyla amacımız; farklılıklarımızla birlikte daha zengin, daha güçlü bir dünya kurmak. İran; sanatı, kültürü ve halkının dirayetiyle bu yolda önemli bir köprü olmaya devam edecektir.”

Sergi 21 Haziran’a Kadar Açık

Sanatseverlerin büyük ilgi gösterdiği sergi, açılış sonrası düzenlenen açık artırmayla da koleksiyonerlere ulaşma şansı sundu. “ŞATTAFAT”, 21 Haziran’a kadar Azarnegari Art House’da ziyaret edilebilir.

ŞATTAFAT, yalnızca bir sergi değil, sanatın direnişe dönüştüğü bir manifesto… Bu sergiyle birlikte estetiğin sadece göz alıcı bir yüzey değil, yüzeyin altında saklı hakikatin dili olabileceği bir kez daha kanıtlandı. Sanat adına, cesaret adına, kadın adına Mükemmel

yilmazparlar@yahoo.com

Perşembe

Özbek Kadın Hakları Koruma Derneği’nden Örnek Buluşma-Yılmaz Parlar

  

Tabiatın Kucağında Geleceği Şekillendiren Vizyon


Özbek Kadın Hakları Koruma Derneği yönetimi, 04 Haziran 2025 Çarşamba günü Polonezköy’ün eşsiz yeşil doğasında bir araya gelerek kadın haklarına dair anlamlı yeni projelerini masaya yatırdı.

Toplantının ana gündemi, kadın haklarını koruma kılavuz kitabının içeriklerinin belirlenmesiydi.

 “Zihinler tabiatla açılır” düşüncesinden yola çıkarak düzenlenen bu özel toplantı, aynı zamanda yeni projelerin temelinin atıldığı ve kadın haklarını koruma kılavuz kitabının içeriklerinin titizlikle belirlendiği bir fikir kampına dönüştü.

Yeni projelerine ve özellikle de merakla beklenen "Kadın Haklarını Koruma Kılavuzu" kitabının içeriğine son şeklini verdi. Doğanın kalbinde yapılan bu anlamlı buluşma, zihinleri açarak kadın hakları konusunda yepyeni fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

Piknik havasında geçen buluşma, hem verimli tartışmalara hem de derneğin gelecek vizyonuna ışık tuttu.

Günübirlik bir piknik havasında gerçekleşen toplantı; doğayla iç içe, özgürlük hissi uyandıran bir ortamda hem üretkenliğin hem de dayanışmanın en güzel örneklerinden birine sahne oldu.

Kadın Haklarının Yol Haritası Belirleniyor

Toplantının odak noktası, kadınların toplumsal haklarını hem hukuksal hem kültürel düzlemde daha net bir şekilde tanımlayan, farkındalık oluşturan ve yol gösteren “Kadın Haklarını Koruma Kılavuz Kitabı” oldu.

Dernek, hazırlayacağı "Kadın Haklarını Koruma Kılavuz Kitabı" ile hem Özbekistan’da hem de uluslararası arenada kadınların hak arayışına rehberlik edecek.

Kadınlara yönelik şiddetten sosyal hayatta eşit temsil hakkına, eğitimde fırsat eşitliğinden ekonomik özgürlüğe kadar birçok başlıkta çözüm odaklı içerikler tartışıldı ve kaleme alındı.

Bu kılavuz, yalnızca yasal hakları değil, aynı zamanda kadınların sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda güçlenmesine yönelik stratejileri içerecek. Toplantıda, kitabın içeriğinin "kadın dayanışması, hukuki destek mekanizmaları ve toplumsal cinsiyet eşitliği" temaları üzerine inşa edilmesi kararlaştırıldı

Ozoda İslamova, Vizyoner Bir Lider, Bir Işık

Bu tarihi buluşmanın mimarı, Dernek Başkanı Ozoda İslamova, enerjisi, öngörüsü ve kararlılığıyla bir kez daha takdir topladı.

Kadın hakları konusundaki engin bilgisi ve stratejik duruşuyla “vizyoner lider” tanımını bir kez daha hak etti.

Yıllardır kadınların sesi olan, onların gücünü toplumun merkezine taşıyan İslamova, sadece Özbekistan’da değil, Türkiye’de de dikkat çeken bir figür haline geldi.

Bu özverili çalışmaları ve uluslararası düzeyde fark yaratan projeleriyle Derneğin başkanı Ozoda İslamova, yıllardır sürdürdüğü enerjik, kararlı ve ilham verici çalışmalarıyla kadın hakları mücadelesinde bir sembol haline geldi.

Bu başarıların bir yansıması olarak, 2025 yılı Türkiye Altın İnsan Ödülü’ne layık görülen İslamova, kadınların sesini duyurmadaki azmiyle bir kez daha taçlandırılmıştı.

Bu ödül, yalnızca bir başarı sembolü değil, aynı zamanda kadınların değişim gücünün tescili olmasıydı.

Kadınların Gücü, Doğanın Sesiyle Buluştu

Polonezköy’ün yeşiliyle bütünleşen bu anlamlı toplantı, yalnızca fikirlerin değil umutların da yeşerdiği bir gün oldu. Kadınlar arasında kurulan dayanışma bağı, ortaya çıkan yaratıcı fikirler ve ortak hedefe duyulan inanç, geleceğe dair umutları güçlendirdi.

Toplantıda konuşan İslamova,"Kadın hakları, insan haklarıdır. Bu kılavuz, yalnızca bir kitap değil, bir manifesto olacak. Amacımız, tüm kadınların haklarını öğrenmesi ve savunması için güçlü bir araç sunmak"dedi.

Bu buluşma; “birlikten kuvvet doğar” sözünü en güzel haliyle yaşatırken, Özbek Kadın Hakları Koruma Derneği’nin misyonunu da bir kez daha gözler önüne serdi.

Kadınlar için daha adil, daha eşit ve daha özgür bir dünya.

Ozoda İslamova Yalnızca bir lider değil, yol gösteren bir yıldız olarak, özverisinin ve kararlılığının ışığı, sadece Özbek kadınlarını değil, tüm dünyadaki kadınları aydınlatmaya devam ediyor.

İslamova'nın kadın hakları konusundaki tutkusu ve derneğin hedeflerine ulaşma konusundaki kararlılığı, tüm yönetim üyelere ilham verdi.

yilmazparlar@yahoo.com

Cumartesi

Tarsus’ta 23 Nisan Coşkusu Zirve Yaptı-Yılmaz Parlar

 Tarsus Atatürk Gösteri Merkezi’nde Unutulmaz Bayram

Dünya Çocuklarına Türkiye’den Örnek Kutlama

Milli Eğitim Müdürü, "Çocuklarımızın Yüzü Gülüyorsa Geleceğe Umutla Bakabiliriz."

23 Nisan Tarsus Çocuk Bayramı Kutlamaları: Muhteşem Bir Coşku ve Gurur Tablosu

Tarsus’ta 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, görkemli bir şölen havasında kutlandı. Renkli kortejler, coşkulu marşlar ve birbirinden yaratıcı gösterilerle adeta bir bayram şenliğine dönüşen etkinlikler, büyük küçük herkesi büyüledi.

Miniklerin enerjisi ve heyecanı, Tarsus Atatürk gösteri Merkezi ı neşe ve gururla doldurdu. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Tarsus, Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu özel günü en güzel şekilde taçlandırdı.

Tarsus’ta 23 Nisan Destanı: Çocuklara ve Barışa Adanmış Bir Gün

Mersin’in kültür, tarih ve medeniyetler kenti Tarsus, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı, adeta masalsı bir atmosferde kutladı. Tarsus Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenler, Türkiye’ye örnek olacak nitelikteydi. 27 Aralık 2018 tarihinde Başkanlığını Ali Boltaç’ın yaptığı  Tarsus Belediyesi tarafından halkın hizmetine sunulan bu görkemli Atatürk Gösteri Merkezinde, çocuklar başroldeydi; neşe, umut ve barış her köşeye yayıldı.

Protokol ve Halk El Ele

Etkinlik, Tarsus Kaymakamı Kaymakam Mehmet Ali Akyüz'ün ’nın halkı ve çocukları selamlamasıyla başladı. Garnizon Komutanı ve Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç birlikte Tören alanındaki çocukları ve Tribündeki Tarsus Halkı sevgiyle selamladı.

Törene Mersin milletvekilleri, Tarsus Belediye Başkanı, İlçe Milli Eğitim Müdürü, daire amirleri, öğretmenler, öğrenciler ve binlerce vatandaş katıldı. Protokolün halkla iç içe olması, bayramın ruhuna yaraşır şekilde birlik ve beraberliği gözler önüne serdi.

Sahnede Çocuklar, Gönüllerde Türkiye

Minik yüreklerin sahne performansları ise görülmeye değerdi. Halk oyunlarından şiirlere, tiyatrodan müzik dinletilerine kadar birçok gösteri büyük beğeni topladı. Kültür Merkezi çocukların neşeli sesleriyle yankılanırken, salonda bulunan herkes geleceğe dair umutlarını tazeledi.

Saygu Duruşu ve İstiklal marşının gür sesle söylemi sonrasında Milli Eğitim Müdürü’nden konuşma gerçekleştirildi.

Milli Eğitim Müdürü’nden Duygusal Konuşma

Tarsus İlçe Milli Eğitim Müdürü yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:

“Bugün burada sadece bir bayramı değil, geleceğimizi, barışı ve umudu kutluyoruz. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu anlamlı gün, bizim sorumluluğumuzu da artırmaktadır. Çocuklarımızın yüzü güldüğünde, bizler de geleceğe umutla bakabiliyoruz. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak, her çocuğun potansiyelini ortaya koyabileceği bir sistem inşa etmek boynumuzun borcudur.”

Çocukların yeteneklerini sergilediği danslar, şiirler ve halk oyunları gösterileri izleyenleri kendine hayran bıraktı. Tarsus Belediyesi’nin özenle hazırladığı etkinlik alanları, dev bayraklar, balonlar ve rengarenk süslemelerle adeta bir masal diyarına dönüştü. Bu muhteşem organizasyon, Tarsus’un ne kadar özel bir şehir olduğunu bir kez daha kanıtladı. 23 Nisan coşkusunu Tarsus’ta yaşamak, çocukların saf mutluluğuna tanık olmak gerçekten paha biçilemez bir deneyimdi. Tarsus, 23 Nisan’ı en güzel kutlayan şehirlerden biri olarak bir kez daha tarihe geçti!

23 Nisan Nedir? Neden Önemlidir?

23 Nisan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve egemenliğin halka verildiği tarihtir. Aynı zamanda dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayramdır. Atatürk’ün ileri görüşlülüğüyle 23 Nisan, çocuklara ithaf edilerek barışın, kardeşliğin ve geleceğin simgesi haline gelmiştir.

Dünya Çocukları İçin Ne Yapmalı?

Bu özel günün sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada çocukların bayramı olarak kutlanması için şu adımlar atılabilir:

Her ülkede 23 Nisan  çocuk bayramı teşvik edilmeli.

Uluslararası çocuk festivalleri yaygınlaştırılmalı.

Çocuk hakları konusunda küresel farkındalık kampanyaları artırılmalı.

Kültürel değişim programları ve kardeş okul projeleriyle dünya çocukları bir araya getirilmeli.

Tarsus’tan Tüm Dünyaya Mesaj

Tarsus’taki 23 Nisan kutlamaları, sadece bir tören değil; barışa, kardeşliğe ve çocuklara adanmış bir mesajdı. Kültür Merkezi’nde yankılanan alkışlar, geleceğin mimarlarına duyulan güvenin en net göstergesiydi. Bu yıl Tarsus’tan yükselen çocuk neşesi, tüm Türkiye’ye hatta dünyaya umut oldu.

yilmazparlar@yahoo.com